Bugun...
Reklam
Reklam
HAYALİMİZDEKİ BELEDİYE VE ARZULADIĞIMIZ ŞEHİR (4)


M.Niyazi DENİZ GÖZLEMCİNİN OBJEKTİFİNDEN
niyazideniz@yandex.com
 
 

Geçen makalemizde ilham aldığımız bir konu üzerinden hareketle nasıl bir şehir arzuladığımızı yazmıştık. Tabi bunu ifade ederken şehrin akciğerleri sayılan belediyelerin nasıl hizmet etmelerini beklediğimizi anlatmıştık. Şehri inşa ve imar ederken kullanılacak malzeme evrensel olsa bile ustasının yerli olmasının önemini vurgulamış ve eklemiştik: Ancak belediye çalışırsa şehir düzelir, memleket gelişir, ülke kazanır.

Ama bu güne kadar durum Siirt'te hiç bu şekilde yaşanmadı, bunu her seçim döneminden sonra gördük. Kazanan aday hangi partiden olmuşsa kendi soydaşlarını, kendi oydaşlarını ve yandaşlarını bir yerlere getirmiştir. 30 yıldır bu böyle devam ediyor. Böyle olunca da "ekip" çalışması, yani sinerji sözde kalmış oluyor.

Bu hatıralardan yola çıkarak diyoruz ki: Biz memleketimizi seviyoruz; çünkü biz Siirtliyiz, şehirde yaşayan farklı dil ve kültürdeki her fert gibi şehrimize bağlıyız, aynı suyu içmekten, aynı havayı solumaktan keyif alıyoruz. Üstelik bu farklılıkları da zenginlik olarak değerlendiriyoruz. Bizim zenginliklerimiz maddi değil, manevidir. Kürt olduğu halde insani ve irfani olan kimi Arap geleneklerini şahsında ve ailesinde yaşatan, Arap olduğu halde Kütçe şiir-sıtran dinlemeyi seven, adını bilmese bile Türk kökenli insanlara misafirperver davranarak aynı sofrada ekmeğini paylaşmaktır bizim zenginliğimiz. Biz birbirimizi aynı şehri aynı mahalleyi, hatta aynı sokağı paylaştığımız için değil, biz aynı zorlu coğrafyanın kardeşleri olduğumuz için seviyoruz. Biz birlikte yaşamayı İslam hukukunda emredildiği için, insanlığın bir değeri olduğu için seviyoruz.

Şehir sevdasının en belirgin olduğu dönemlerden biri seçim dönemleridir. Malumunuz zor bir seçim dönemine giriyoruz. Zor olmasının terör ve şiddet sarmalından geçmesinden değil, bir kırılma dönemi yaşanmasından dolayı olduğunu söylüyoruz.

Eğer şehrin gelişmesini istiyorsak, önce içimizdeki çekişmeyi bir kenara bırakmalıyız. İsimler üzerinde değil, öneriyle bir birlerimize destek olmalıyız. Eğer eleştirecek bir durum varsa bunu kimliklerimiz, dilimiz veya kültürümüz üzerinden değil, şehrin geleceğiyle ilgili düşüncelerimiz ve vizyonlarımız üzerinden yapmalıyız. Bugün birbirimizi kabullenmezsek yarın bu memlekette birlikte yaşama noktasında birbirimize hoşgörü ile bakamayız. Nitekim geçmişte hoşgörü iklimini baltalayan karanlık eller yüzünden memleketi terk ederek büyük şehirlerde yaşama zorlandılar. Halen memleket burunlarında tütüyor gidenlerin. Bizim kırılmadan kastımız budur.

Şimdi kırılmayı tersine çevirme zamanı. Onu da ancak evrensel düşünüp yerel davranarak gerçekleştirebiliriz.

Bugün koskoca Türkiye'yi Karadeniz'in evlatları yönetirken nasıl olur da Siirt'i Siirtli olmayan insanların yönetmesini bekleyebilir, kabullenebiliriz. Bu, komşu çocuğunun mirastan pay istemesine benzer. Bu kadar abestir.

Yukarıda zenginliklerimizden söz etmiştik. Paylaşmayı, dayanışmayı sevdiğimizi söylemiş, işte bunlar bizim manevi zenginliklerimiz demiştik. Çelişki gibi görünüyor sanılmasın sakın. İki önermeyi beraber okuduğumuzda söylemek istediğimiz şudur. Biz babadan kalma bağımızdan konu komşuya, yolda kalmışa, fakire, miskine dağıtırız; ama bağımızı kimseyle bölüşmeyiz diyoruz. Ne de olsa baba yadigarı. Peki, bağımızı bölüşmeyen bizler, şehrimizi -yönetim anlamında- neden bölüşelim?

Haksız mıyız?





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI